Marcel Proust’u Okumak

Serkan Soyalan
Marcel Proust’u Okumak
“İnsan, en çok sevdiğini kaybetmekten korktuğu anda kendini kaybetmeye başlar.”
Belki de Marcel Proust’un bütün edebiyatını tek cümlede özetlemek mümkün olsaydı, bu cümle buna yakın olurdu. Çünkü Proust için aşk hiçbir zaman yalnızca mutluluk değildi; aşk, aynı zamanda bekleyişti, kuşkuydu, hafızaydı, zamandı ve en çok da kıskançlıktı.
İnsan ruhunun en karanlık odalarını açan anahtarlardan biriydi kıskançlık.
Kıskançlık, yalnızca bir aşk hikâyesi değildir.
O, insanın kendi içine yaptığı sancılı bir yolculuğun kitabıdır.
Marcel Proust, edebiyat tarihinin yalnızca büyük romancılarından biri değil, aynı zamanda insan ruhunun en ince ayrıntılarını gözlemleyebilen ender yazarlardan biridir.
1871 yılında Paris’te doğan Proust, yaşamı boyunca ağır astım hastalığıyla mücadele etti. Toplum hayatının gösterişli salonlarında bulunmasına rağmen, ömrünün son yıllarını neredeyse tamamen odasına kapanarak geçirdi.
O karanlık odada ise dünya edebiyatının en büyük eserlerinden biri olan Kayıp Zamanın İzinde doğdu.
Yedi ciltten oluşan bu dev eser yalnızca roman değildir; zaman üzerine bir düşünce, hafıza üzerine bir araştırma, insan ruhu üzerine yazılmış devasa bir incelemedir. Bugün modern roman denildiğinde adı ilk anılan yazarlardan biri olmasının nedeni de budur. Proust, olayları değil, olayların insan zihninde bıraktığı izleri anlatır.
***
Kıskançlık da bu büyük edebi evrenin en çarpıcı duraklarından biridir.
Çünkü Proust burada bize basit bir gerçeği gösterir:
Kıskançlık çoğu zaman sevdiğimiz insanla değil, kendi korkularımızla ilgilidir.
İnsan sevdiğini kontrol etmek ister.
Bilmek ister.
Nerede olduğunu, kiminle konuştuğunu, ne düşündüğünü öğrenmek ister. Fakat bilgi arttıkça huzur artmaz.
Tam tersine, kuşku büyür.
Proust’un kahramanları tam da bu paradoksun içinde yaşarlar.
Onlar sevdiklerini kaybetmeden önce zihinsel olarak bin kez kaybederler.
İşte Proust’un dehası burada ortaya çıkar.
Çünkü kıskançlığı ahlaki bir kusur olarak değil, psikolojik bir durum olarak ele alır.
***
Proust’un dili ilk bakışta sabır ister.
Uzun cümleleri, ayrıntılı betimlemeleri ve yavaş akan anlatımı, hızlı tüketim çağının okurunu zorlayabilir. Fakat tam da bu nedenle önemlidir.
O, bizi hızdan uzaklaştırır.
Okurun yalnızca gözleriyle değil, zihniyle ve belleğiyle de okumasını ister.
Onun romanlarında asıl olay dış dünyada değil, insanın içinde yaşanır.
Bir bakışın anlamı sayfalarca anlatılabilir.
Sessizliğin ağırlığı bir kavganın yerini alabilir.
Beklemek, bazen yıllarca süren bir maceraya dönüşebilir.
İşte bu yüzden Proust okunmaz; yaşanır.
***
Edebiyat tarihine baktığımızda James Joyce, Virginia Woolf, William Faulkner gibi modernist yazarların açtığı yolu hazırlayan en önemli isimlerden biri Marcel Proust’tur.
Bilinç akışının, iç monoloğun ve psikolojik çözümlemenin ulaştığı zirvelerden biri onun eserlerinde görülür.
Onun romanları yalnızca hikâye anlatmaz.
İnsanı anlatır.
Ve insan değişmediği sürece Proust da eskimeyecektir.
Kıskançlık bize sevmenin yalnızca mutluluk olmadığını; sevmenin aynı zamanda korkmak, beklemek, kuşkulanmak ve kendi benliğimizle yüzleşmek olduğunu anlatıyor.
Belki de kitabın en büyük başarısı burada yatıyor.
Okurken başkasını değil, kendimizi görüyoruz.
Belki eski bir aşkımızı…
Belki söyleyemediğimiz cümleleri…
Belki de hiç itiraf edemediğimiz korkularımızı…
***
Marcel Proust, edebiyatın insanı değiştirebileceğine inanan yazarlardandı. Onun eserlerini bitirdiğinizde dünya aynı dünya olabilir; fakat siz artık aynı insan değilsinizdir.
Çünkü iyi edebiyat cevap vermez.
İyi edebiyat soru sordurur.
Kıskançlık da tam olarak bunu yapıyor.
Bize şu soruyu bırakıyor:
“Sevdiğimiz insanı mı kıskanıyoruz, yoksa kaybetmekten korktuğumuz kendi mutluluğumuzu mu?”
***
Belki de bütün büyük edebiyat eserleri gibi Proust’un Kıskançlık’ı da kesin cevaplar vermek için değil, insan ruhunun derinliklerinde yankılanacak sorular bırakmak için yazılmıştır. Ve bu yüzden, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ günceldir; çünkü insanın en kırılgan duygularından biri olan kıskançlığı, yargılamadan ama bütün çıplaklığıyla anlamaya çalışır.
İşte gerçek edebiyatın gücü de burada saklıdır.
***
Kitaptan:
“Kıskançlık bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir ayrıca. Tüm o duyguların kökünü kazımayı, sevdiğimiz kişiyi sonsuza dek yanımızda tutmayı başarsak bile Kötülük Cini farklı ve çok daha acıklı bir şekle bürünerek sadakati ancak zor gücüyle elde etmiş olmanın umutsuzluğuna, sevilmemiş olmanın umutsuzluğuna dönüşecektir.”



